Altın Bize Mintan Size - Tayfun Öztürk
- 1 day ago
- 3 min read
Bibim; ortanın kısası, tombul mu tombul, tombulluğundan çok kalbinin temizliğinden olsa gerek tonton bir kadındı. Kaşları, kalınca olup çekik ve berrak gözlerinin üstünde pek ihtişamlı şekilde kuyrukları uzun mu uzun halde uzanırdı. Parmakları yumuk yumuktu sanki hâlâ bebekmişçesine. Teni, Kars’ın yakıcı ayazına aldırmamacasına aktı; hayır, beyaz diyemem; beyaz dediğin peynirdir, bibimin teni aktı hem de apak. Bibim, Kars’ın filanca köyünden. İmparatorluğun dağılma sürecinde, Türklerin Ermeni mezalimini en şiddetli şekilde yaşadığı yerlerden bir yer olan Kars’ın bu köyü; şirin de şirin, güzel mi güzel bir köydür ancak bu demek değil ki Kars’ın ayı donduran soğuğu bu köye uğramaz. Uğrar ki ne uğramak! Bir sabahın kalkmışsın da kapı açılmıyor; kar, yer evinin çatısına kadar kapatmış; öyle bir soğuk var ki kar yağışı bile bu soğuğu kıramamış da yağan kar, biraz daha vakit olsa soğuğun etkisiyle buz olayazmış. Tüm bunları hesaba katarak bu köy ancak baharın ve yazın şirin de şirin, güzel mi güzeldir dersem daha doğru olur. Bilmem, bu köy belki de baharın ve yazın da şirin de şirin, güzel mi güzel değildir ama benim hatıralarımda böyle kalmıştır. Üstelik ben bu köye her gittiğimde çocuktum ve vakitlerden gece vaktiydi, hem karanlık mı karanlıktı evin çoban köpekleri gelenin kim olduğunu anlayamadığından korkutucu biçimde havlayıp hırlayıp dururken. Anadolu’da hele ki Doğu Anadolu’da karanlık çöktüğünde öyle her çeper yanından, her duvar dibinden keyfince gelip geçemezsin. Düşmanın vardır da sen bilmezsin, husumetlin fırsat kolluyordur da senin haberin yoktur. Ben; bibimin köyüne her gittiğimde Anadolu böyle, Kars daha da böyleydi ve hava karanlık, vakitlerden geceydi.
Bibimlerin çok da bakımsız sayılmayacak evinin çok da bakımsız sayılmayacak hayatının ortalarında bir yerde büyücek bir ağaç vardı. Biz bu ağaca kavak diyelim. Sait Faik olsam bu ağacın hangi türden olduğunu kesinkes bilirdim. Hayat denen nesne, büyük bahçelere verilen yöresel bir isim. Evet, bu hayatta bir ağaç, bu ağacın dibinde bir Ermeni gömüsü varmış. Anadolu ahalisinden kaçı, gömü peşinde hazine hayalleriyle zengin olmak için her ihtimalin peşine düşüp en nihayetinde her insanın boyladığı kara toprakları eşeleyip durmamış ki! Bibimin köyünün ahalisinden birkaçı da aynı düşlerle, bibimin hayatındaki kavağın dibinde gömülü durduğu söylentileriyle ağızların sularını akıtan meşhur gömünün peşine düşmüş. Gömü deyip geçmemek gerekmez mi! Gömü dediğin büyülü olur, tılsımlı olur; gömünün cini olur, canı olur; alimallah dermanı yok dertleri olur. Neler anlatılır neler… Gömüyü bulup açınca çıyanın, yılanın onlarcasıyla karşılaşanlar mı dersiniz, cinin dayağını yiyip bir daha iflah olmazcasına çarpılanlar mı dersiniz; gördükleriyle aklını kaldıranlar mı yoksa evine yas düşenler mi dersiniz… Hangi birini sayayım!
Bibimin köyünden bu birkaç kişi; sanki bu anlatıları hiç duymamış gibi ağacın dibini, düşlerini süsleyen altunlara ulaşabilmek için bir güzel kazmışlar. Bibim –Öz gözümnen görmüşem, ağacın dibini gazan zaman çukurdan eyle böyük bir şahmeran çıktı ki…- diye anlatırdı. –Men o zamanım uşahtım amma şahmeran çıkanın hatırlıyıram. İki tene buynuzu var, yemyeşil galın bir şahmeran, çok büyüktü çok.- Bu şahmeran macerası civar köylere kadar yayılmış, ahalide defineciliğe karşı taze bir korku oluşmuş.
Ermeni tehciri sırasında bu altunları bu ağacın dibine gömüveren gömü sahibinin torunu –Biz ona İgor diyelim- bilmem kaç on sene sonra çıkıp gelmiş bibimin köyüne. Bibimler, şahmeran vakasının korkusuyla halen daha diken üstündeymiş. Ahali; İgor’un geldiğinden haberdar, hayata birikip İgor’a –Al altunun da cehennem ol get!- demiş. İgor kavağın dibini kazmış - Allah bilir balam Allah bilir. Nece ettiyse ne tılsım galdı ne şahmeran çıktı!- İgor bir mintana sarılı bir kucak dolusu altını arabasına yerleştirip mintanı, hayretle izleyen ahaliye fırlatırken şöyle demiş
–Ahmak Türkler; altın bize, mintan size!-.





Comments