top of page

Su - Hacer Güneş Yıldızlı

  • 1 day ago
  • 2 min read

Bir göl kuruduğunda yalnızca su çekilmez; kıyısındaki  anılar, sabahları duyulan kuş sesleri, çocukların ayak izleri de bu kıyıdan yavaş yavaş silinir. Kuraklık dediğimiz şey, çoğu zaman metreler, oranlar, yıllar ile anlatılır. Oysa bir gölün kaybı, istatistiğe sığmayacak kadar insana dairdir. Çünkü göller, yalnızca coğrafyanın değil, hafızanın da aynasıdır. Türkiye’nin pek çok yerinde bu aynanın çatladığını görüyoruz. Tuz Gölü’nün beyazlığında artık susuzluğun tadı var; Akşehir Gölü, Beyşehir, Burdur, Manyas… Her biri başka bir hikâyeyi eksilterek çekiliyor hayattan. Bu çekilme, doğanın kendi ritmiyle açıklanamayacak kadar hızlı.


Benim yaşadığım yerde, Isparta’da, bu yarayı her gün biraz daha yakından görüyorum. Eğirdir Gölü, bir şehrin yalnızca su kaynağı değil; nefesi, serinliği, hafızası. Sabahları kıyısında yürüyenlerin adımları, suya düşen ışık, balıkçı teknelerinin sessizliği… Hepsi gölün dilinden konuşur. Ama bu dil giderek kısılıyor. Su seviyesi düştükçe, göl sanki bize bir şey söylemeye çalışıyor: Yalnız bırakıldım!


Eğirdir’in çekilmesi yalnızca iklim krizinin sonucu değil, bilinçsiz sulamanın, kontrolsüz tarımın, maalesef ki savurgan tüketimin de aynası. Elma bahçeleri büyürken gölün küçülmesi tesadüf değil. Toprak daha çok istiyor, şehir daha çok istiyor, göl ise susarak karşılık veriyor. Bu suskunluk pek de hayra alamet değil.


Kuruyan göllerle birlikte bir şey daha kayboluyor, hatırlama yetimiz. Bir zamanlar serinlediğimiz suları, dinlediğimiz sazlıkları, ufka bakarken içimizi dolduran o sessizliği unuttukça yoksullaşıyoruz. Doğa kaybı, aynı zamanda bir anlam kaybı. Ve belki de bu yüzden mesele yalnızca çevresel değil, ahlâkîdir de.


Eğirdir Gölü’ne bakarken yalnız bugünü değil, yarını da görüyoruz. Eğer bugün bu çekilmeye seyirci kalırsak, yarın çocuklara anlatacak bir gölümüz olmayacak. Haritalarda adı duran ama hayatta olmayan bir boşluk kalacak geriye. Su ile birlikte kelimeler de kurur.Belki hâlâ geç değildir. Gölleri kurtarmak biraz da kendimizi kurtarmaktır. Çünkü bir göl yaşadıkça, insan da hatırlamaya devam eder.


Belki de bu yüzden göllere bakarken yalnızca çevre haberleri okumuyor, kendi geleceğimize dair bir işaret görüyoruz. Kıyılardan çekilen her bir metre su, bize yarının nasıl bir dünya olacağını fısıldıyor. Eğer bugün susuzluğa alışır, eksilmeyi normal sayarsak, yarın eksik yaşamayı da kabulleniriz. Oysa itiraz hâlâ mümkün. Bir gölü savunmak, bazen bir yazıyla başlar…



Comments


bottom of page