top of page

221 Numaralı Cesedin Avucundan Düşen Kağıt - Zeynep Sayan

  • Apr 17
  • 1 min read

yaşamak ne zaman biri beni boğuyormuş gibi hissettirse

tekrar beş yaşımdayım

içinde çocuk olmayan o eve annem zorla misafirliğe götürüyor beni

üstelik bir gün yatıya kalmalı

ya da bozuk bir musluktan su sızıyor içimdeki parkeye

omurgamdan karnıma bir el her gün 

ama her gün yarına itmekte beni

musluktan damlayan sular sanki geri sayım ömrüme

o el bir gün itmek yerine hızla çekecek beni kendine


pencereden sızan ışık, kış ortası doğan güneş, kavurucu sıcakta üstümde ilahtan bir el gibi duran o bulut 

misafirliğe gideyim diye annemin yolda aldığı lolipop

her şey bir kandırmacadan ibaret

balıkçının oltaya taktığı yem balığın hayatında görebileceği en güzel şeydi 

sonrası hüsran 

yani anlam

çocukluğumda kandığım o lolipopla birlikte karıncalara yem oldu


dünyaya klostrofobi geliştirdi ruhum hatta bana 

sığmıyor içim içime, mutluluktan söyleniyormuş bu

içim içime hiç mutluluktan dar gelmedi

sahi içim öyle büyük bir boşluk ki hiçbir mutluluğu fark bile etmedi

en son işte lolipop uğruna çocuksuz evde misafir kalmaya giderken içim içime sığmamıştır 

ama o zaman da içim bu kadar yarılmamıştı

dilerim yarılsın gök, dökülsün bizden gidenler mavi çarşafların altından

herkes bir şeylere koşarken bir avuç tahammül alacağım oradan

gözüm hiçbir zaman fazlasında olmadı zaten o gri ruhlar benden beni almadan


Camus’nün katil güneşi doğuyor her sabah evime

her sabah çatlak penceremden içeri girip beni boğmak isteyen 

beni öldürmek isteyen tozlarla yüzleştiriyor beni

güneş bir kere bile, bir kere bile kaskatı kesilmiş ruhumu ısıtmak için girmedi bu eve

her sabah elinde kızgın bir şişle üzerime üzerime gelip

her akşam bana son kez şans vermişçesine geri çekiliyor


ya beni tekrar kandırın ya da azad edin dul ruhumu

darağacında ayağımın altında sandalyeyle durmam 

hiçbir zaman yaşıyor kılmadı beni



Comments


bottom of page